Kazancı Hukuk Araştırmaları Dergisi
 
 
 


Kazancı
Hukuk Araştırmaları
Dergisi



Haziran-2014
 




 
 


Vergi hukukunda yargı kararları üzerine vergi idaresi tarafından yapılan bildirimlere konu işlemlerin hukuki niteliği ve vergi davasının konusunu oluşturup oluşturmayacağı sorunsalı üzerine bir inceleme

 
 
 
 

Dr. Mahmut KAŞIKÇI

 
Bu çalışmamız yükümlülerce dava konusu edilen vergisel uyuşmazlıklarda, yargılama makamlarınca davanın reddi üzerine - vergi ve/veya cezanın kısmen terkini kararı verilmiş ise terkine konu olmayan bölüme ilişkin olarak— idarece bildirim konusu yapılan işlemlerin vergi davasının konusunu oluşturup oluşturmayacağı sorunsalı ile ilgilidir.

Özet olarak bu şekilde açıklanabilecek olan sorunsalı biraz belirginleştirelim:

Bilindiği üzere, kesin ve yürütülebilir nitelikteki idari işlemlere karşı Danıştay ya da idare mahkemesinde dava açılması halinde kural, dava konusu işlemin yürütülmesinin kendiliğinden durmayacağıdır(İYUK m. 27/1).

Buna karşılık vergi davalarında genel kural, vergi uyuşmazlıklarından doğan davaların açılmasının, tarh edilen vergi, resim ve harçlar ile benzeri malî yükümlerin ve bunların zam ve cezalarının dava konusu edilen bölümünün tahsil işlemlerini durduracağı yönündedir(İYUK m.27/3). Doktrinde bu özelliğin vergi davasının açılmasının doğal sonuçlarından birisi olduğu kabul edilmektedir .

Bununla birlikte bu kuralın istisnaları da mevcuttur. Vergi yargılamasında davanın salt açılmasının işlemin yürütülmesini durduracağı yönündeki bu kuralın inceleme konumuzla ilgili istisnaları; çekince ile verilen beyannameler üzerine tarh edilen vergilere karşı açılan davalar , İYUK m. 26/3 uyarınca dava dosyasının işlemden kaldırılmasına karar verilmesinden itibaren 1 yıl içinde davanın yenilenmesi üzerine görülen davalar ve AATUHK’nun 55. maddesine göre düzenlenen ödeme emrine karşı açılan davalardır. Bu tür davalarda işlemin yürütülmesinin durması yani idarece tahsil işlemlerine başlanamaması için, ilgililerin talepte bulunması ve bu talep üzerine yargıla-ma makamının bu doğrultuda karar vermiş olması gerekir.

Genel kural kapsamına giren davalarda davanın açılması işlemin yürütülmesini kendiliğinden durduracağından tahakkuk yerel mahkeme kararına kadar ertelenecektir. Bunun yanı sıra genel kuralın istisnasını oluşturan durumlarda yürütmenin durdurulması kararı verilmesi hallerinde, tahakkuk aşamasına geçilemeyecek — geçilmiş ise duracak— ve davanın reddi doğrultusunda karar verilmedikçe idare AATUHK’nun 54. maddesinde belirtilen tahsile yönelik işlemleri yapamayacaktır.

İdarenin tahsile yönelik işlem yapabilmesi için bu tür davalarda yargıla-ma makamının, nihai kararında yükümlünün iddiasını kabul etmeyerek davasını reddetmesi gerekir ve bu halde tahakkuk aşaması başlar yani vergi talep edilebilir hale gelir .

Yine de idarenin bu aşamada doğrudan cebren tahsil işlemlerine başla-yabilmesi mümkün değildir. Cebren tahsil işlemlerine başlayabilmesi için; önce İYUK’nun 28/5. maddesindeki yasal zorunluluk uyarınca yargı kararı üzerine düzenlenen —uygulamada İHB 2 olarak adlandırılan— vergi/ceza ihbarnamesini düzenleyip ilgililere bildirimde bulunması ve sonrasında da 6183 sayılı Yasa’nın 55. maddesi uyarınca ödeme emri düzenlemesi gerekmektedir.

İşte incelememizin konusunu yargı kararları üzerine gerçekleştirilen bu işlemlere karşı dava açılması halinde bu davanın vergi davasına konu olup olmayacağı meselesi oluşturmaktadır.

Konu doktrinde gerekçeli bir biçimde ayrıntılı olarak incelenmemiştir ve Danıştay’ın bu konuya ilişkin olarak verdiği kararlar arasında da bir uyum yoktur.

Ülkemiz uygulamasına ilişkin açıklamalarımızda ayrıntılı olarak değineceğimiz gibi, Danıştay bazı kararlarında yargı kararları uyarınca düzenlenen İHB2 ile ödeme emrinin yargı kararına göre ödenmesi gereken kamu alacağını gösteren ve soyut bildirim niteliğini taşıyan belgeler olduğunu belirterek, bunların dava konusu yapılmasının ve bu suretle konunun yeniden incelenmesinin mümkün bulunmadığını belirtmekte; diğer bazı kararlarında ise bu tür belgelerin bildirim niteliği taşısa da içerik olarak yargı kararına uygun bir şekilde düzenlenmesinin yasal bir zorunluluk olduğunu ve yargı kararı ile bir uygunsuzluk bulunduğu yönündeki iddiaların tartışılabilir olduğunu kabul etmektedir.

Konunun hak arama hürriyeti ve bu bağlamda idari işlemlerin yargısal denetime açık olmaları ilkesi ile ilintisi ortadadır.

Hiçbir ölçüt belirlememeksizin, farklı olasılıkları dikkate almaksızın —yargı kararında yer alan hususları içerip içermediği, hesap hataları bulunup bulunmadığı gibi hususların dahi yargı tarafından engellenmesini sonuçlayacak şekilde— incelemeye konu işlemlerin yargı önünde tartışılmayacağının kabulü durumunda, bu uygulamanın bireyin evrensel hak ve özgürlüklerinden birisi olan “hak arama özgürlüğünü” ile “idari işlemlerin yargısal denetime açık olmaları ilkesini” zedeleyip zedelemeyeceği ciddi bir sorunsal olarak karşımıza çıkmaktadır.

Çalışmamız kapsamında: Konunun hak arama hürriyeti ile sıkı bağlantısı nedeni ile bu hakka ve sınırlanmasına ilişkin olarak uluslararası kural ve kabuller ile kabul edilmiş ölçütler hakkında ayrıntılı bilgi verilmeye çalışılacak, 1982 T.C. Anayasası’nın ilgili hükümleri ile yasal durum irdelenecek, Danıştay kabulleri ve doktrin görüşleri incelenecek ve görüşümüz bildirilecektir.



Dergideki Diğer Yazılar


 


Mail adresiniz
 
Arkadaşınızın Mail Adresi
 
Lütfen tüm alanları doldurunuz
 
 




/
 



Kazancı Kitap A.Ş.
 



src=/upload/MakaleniYayinlat.jpg
 



 



 
 
© 2004 www.kazancidergisi.com - Her Hakkı Saklıdır.
Bu site Kaleydoskop Dijital Ajans tarafından hazırlanıyor.